Sen ailemizi şereflendirmeden yaklaşık 1 ay önce, sonradan kendi aramızda Sopa diye bahsettiğimiz başka bir kediyi ailemize katmaya çok yaklaşmıştık meleğim. Sopa senden biraz küçük, siyah-kahverengi ve kirli görünümlü, senin aksine çok sırnaşık bir kediydi. Sen tıpkı benim gibiydin, pek çok konuda. Sopa Platin Sitesinin yanından başlayarak aynı akşam içinde hem Eren'e hem anneme hem bana eşlik etmiş ve nihayetinde sitemizin bahçesine kadar gelmişti. Eve çıktıktan sonra kapının önünü gösteren kameradan baktığımda onun kapının önünde beklediğini görmüştüm, bir süre bekledikten sonra boynunu eğip arkasını dönüp gitmişti. Onun o gidişini ne zaman hatırlasam içim burulmuştu ve ömrümce görebileceğim en saf ve en acıklı gidişin o olduğuna inanmıştım. Senin gidişini görene kadar.
Meleğim. Gidişini sık sık hatırlıyor ve kalbimi tonlarca yükün altına sık sık sokuyorum. Panik merak ve sadakat dolu bakışların, boğazını temizleyişin aklımdan asla gitmiyor. Bir sürü keşke ve bir sürü acabayla olasılıkları zorluyor ve kendimi suçlamanın başka yollarını buluyorum. Acaba diyorum, yerimden kalkarken Fıstık diye bağırsam, durup beni bekler miydin? Acaba kapının önünde çiçek olmasa, benim yanıma gelir miydin ya da geldiğimi görüp bekler miydin ya da ben senin yanına daha çabuk gelebilir miydim? Acaba odam düzenli olsa, dolapların tepesinde gezinir ve diğer tüm aktivitelerden vazgeçer miydin? Acaba o gün tüm gün seni takip edebilir miydim?
Acaba'lar var oluş itibarları ile, aslında olmamış ya da olup olmadığı bilinmeyen şeyleri artlarına aldığından, olmamış ya da yapılmamış ya da “yapmadığım” şeylerin her biri, bi pişmanlık dalgası olarak var gücüyle kalbime çarpıyo.
Kadere sığınmak sanırım bu durumlar için bir çözüm ve en kolay yol. Ama ben ne senin kaderinin, ne de kendi kaderimin böyle olmasını kabullenemiyorum.
Dün gidişinin birinci haftasıydı meleğim. Her şeyi saat saat tekrar yaşadım. Gece sabaha kadar süren ve sabaha karşı uzun zamandır oynadığın mavi silgiyi paramparça yapmanla sonlanan oyunun, mavi silginin kalan parçasını halının altına sokuşturuşun sırasında bana bakışın, bakışmamız. Uyandığımı görünce kendini bana sevdirmeye gelişin. Sabahında yatakta Kedili Bir Hayatta okuduğum Hills İdeal Balance mama, ve acaba 1 yaşını yeni dolduran minik kızıma yetişkin mamalarına geçiş ağır gelir mi düşüncem. Eren'le ikimize kahvaltı hazırlamak için mutfağa geçişim. Hazırlık sırasında sızlanışın ve konserve mama ile seni mutlu etme sohbetimiz ve planımız. Kızartma yaparken beni daraltman, çok daraltman... (son günlerde mutfak taşına geçmemizle ilgili derdin neydi miniğim?) Eren'in yanına bırakmam ama orada durmayıp yanıma tekrar gelmen, seni balkona bırakıp kapıyı yanıma gelemeyeceğin kadar aralık bırakmam ve senin ordan bana seslenişlerin. Perdenin iplerini kapının aralığından senin olduğun tarafa uzatışım ve minik oyunumuz, az sonra kıyamayıp seni yanıma almam. Sos yaparken her nasılsa yağlı-sulu salçanın hoşuna gitmesi ve mavi plastik kabı koklayıp yalamaya niyetlenmen ama yalamana müsaade etmemem. (Bilsem ederdim meleğim, özür dilerim) Yemek sırasında çok umrunda olmayışımız ve biz Eren'le sofraya geç geldiği için tartışırken uslu uslu sol yanımda uyuman.
Kahvaltıdan sonra, benimle birlikte salona gelip yine uyuman. Ben bilgisayarla ilgilenirken, bilgisayarın ekranının ardına bacaklarıma geçip uyuyuşun. Normalde şarkılardan hazzetmezsin ama, o sırada girdiğim bir bloga eklenmiş çalan Yann Tiersen müziğinden memnun görünmüştün. Sonra sol bacağım ve koltuğa yaslanarak, resmen ikiye katlanıp uyumuştun. Bu beni güldürmüştü.
Sonra sıcaktan bunalmış olacaksın ki üzerimden kalktın, ama uyumaya devam ettin. Ben gündüz uyuyup geceyi yine oradan oraya tıkır tıkır sesler çıkararak geçirme diye, uykunu biraz açmak istedim. Alacalı köpük topunu attım ama çok az oynadın, hatta sadece elini uzatsan değeceği mesafedeysr tenezzül etmiş de olabilirsin. Yere düşürdüğünde hadi al dercesine miyavladın. Bir kez alıp tekrar attım, yine çok açılmadan ilgilendin. Sonra tekrar yere düşürüp tekrar yine al miyavlaması yaptın. Sanki rolleri değişmişiz gibi:) Fıstık Hanım atıyor, ben getiriyorum. İdare edildiğimi anlayıp tekrar atmadım. Yanına geldim, biraz boğuşmamız için seni bunaltmaya rahatsız etmeye çalıştım. Belki canlanırsın diye. Öyle saf bi şaşkınlıkla baktın ki "Bunu neden yapıyorsun?" diye, bi taraftan da elimi ısırarak, yaptığımdan mahçubiyet duydum. Çok boğuşasın yoktu, ben de zorlamadım.
Sonrası kötü anımız. Sonrası acıklı gidişin.
Dün misafirler geldi bize. Yıkanmak zaruri hale geldi özürlerimi duymuşsundur umarım. (kollarımı öpüp öpüp öpüp) Geldiklerinde de bambaşka bi tokat patladı yüzümde. Ara ara odama, yanına gelmeye duyduğum ihtiyaç ve orda olmayışın. Birkaç kere. Yokluğunun binbir perspektifi varmış meleğim, sanırım hepsini sırayla göreceğim.
Seni çok seviyorum.
Meleğim. Gidişini sık sık hatırlıyor ve kalbimi tonlarca yükün altına sık sık sokuyorum. Panik merak ve sadakat dolu bakışların, boğazını temizleyişin aklımdan asla gitmiyor. Bir sürü keşke ve bir sürü acabayla olasılıkları zorluyor ve kendimi suçlamanın başka yollarını buluyorum. Acaba diyorum, yerimden kalkarken Fıstık diye bağırsam, durup beni bekler miydin? Acaba kapının önünde çiçek olmasa, benim yanıma gelir miydin ya da geldiğimi görüp bekler miydin ya da ben senin yanına daha çabuk gelebilir miydim? Acaba odam düzenli olsa, dolapların tepesinde gezinir ve diğer tüm aktivitelerden vazgeçer miydin? Acaba o gün tüm gün seni takip edebilir miydim?
Acaba'lar var oluş itibarları ile, aslında olmamış ya da olup olmadığı bilinmeyen şeyleri artlarına aldığından, olmamış ya da yapılmamış ya da “yapmadığım” şeylerin her biri, bi pişmanlık dalgası olarak var gücüyle kalbime çarpıyo.
Kadere sığınmak sanırım bu durumlar için bir çözüm ve en kolay yol. Ama ben ne senin kaderinin, ne de kendi kaderimin böyle olmasını kabullenemiyorum.
Dün gidişinin birinci haftasıydı meleğim. Her şeyi saat saat tekrar yaşadım. Gece sabaha kadar süren ve sabaha karşı uzun zamandır oynadığın mavi silgiyi paramparça yapmanla sonlanan oyunun, mavi silginin kalan parçasını halının altına sokuşturuşun sırasında bana bakışın, bakışmamız. Uyandığımı görünce kendini bana sevdirmeye gelişin. Sabahında yatakta Kedili Bir Hayatta okuduğum Hills İdeal Balance mama, ve acaba 1 yaşını yeni dolduran minik kızıma yetişkin mamalarına geçiş ağır gelir mi düşüncem. Eren'le ikimize kahvaltı hazırlamak için mutfağa geçişim. Hazırlık sırasında sızlanışın ve konserve mama ile seni mutlu etme sohbetimiz ve planımız. Kızartma yaparken beni daraltman, çok daraltman... (son günlerde mutfak taşına geçmemizle ilgili derdin neydi miniğim?) Eren'in yanına bırakmam ama orada durmayıp yanıma tekrar gelmen, seni balkona bırakıp kapıyı yanıma gelemeyeceğin kadar aralık bırakmam ve senin ordan bana seslenişlerin. Perdenin iplerini kapının aralığından senin olduğun tarafa uzatışım ve minik oyunumuz, az sonra kıyamayıp seni yanıma almam. Sos yaparken her nasılsa yağlı-sulu salçanın hoşuna gitmesi ve mavi plastik kabı koklayıp yalamaya niyetlenmen ama yalamana müsaade etmemem. (Bilsem ederdim meleğim, özür dilerim) Yemek sırasında çok umrunda olmayışımız ve biz Eren'le sofraya geç geldiği için tartışırken uslu uslu sol yanımda uyuman.
Kahvaltıdan sonra, benimle birlikte salona gelip yine uyuman. Ben bilgisayarla ilgilenirken, bilgisayarın ekranının ardına bacaklarıma geçip uyuyuşun. Normalde şarkılardan hazzetmezsin ama, o sırada girdiğim bir bloga eklenmiş çalan Yann Tiersen müziğinden memnun görünmüştün. Sonra sol bacağım ve koltuğa yaslanarak, resmen ikiye katlanıp uyumuştun. Bu beni güldürmüştü.
Sonra sıcaktan bunalmış olacaksın ki üzerimden kalktın, ama uyumaya devam ettin. Ben gündüz uyuyup geceyi yine oradan oraya tıkır tıkır sesler çıkararak geçirme diye, uykunu biraz açmak istedim. Alacalı köpük topunu attım ama çok az oynadın, hatta sadece elini uzatsan değeceği mesafedeysr tenezzül etmiş de olabilirsin. Yere düşürdüğünde hadi al dercesine miyavladın. Bir kez alıp tekrar attım, yine çok açılmadan ilgilendin. Sonra tekrar yere düşürüp tekrar yine al miyavlaması yaptın. Sanki rolleri değişmişiz gibi:) Fıstık Hanım atıyor, ben getiriyorum. İdare edildiğimi anlayıp tekrar atmadım. Yanına geldim, biraz boğuşmamız için seni bunaltmaya rahatsız etmeye çalıştım. Belki canlanırsın diye. Öyle saf bi şaşkınlıkla baktın ki "Bunu neden yapıyorsun?" diye, bi taraftan da elimi ısırarak, yaptığımdan mahçubiyet duydum. Çok boğuşasın yoktu, ben de zorlamadım.
Sonrası kötü anımız. Sonrası acıklı gidişin.
Dün misafirler geldi bize. Yıkanmak zaruri hale geldi özürlerimi duymuşsundur umarım. (kollarımı öpüp öpüp öpüp) Geldiklerinde de bambaşka bi tokat patladı yüzümde. Ara ara odama, yanına gelmeye duyduğum ihtiyaç ve orda olmayışın. Birkaç kere. Yokluğunun binbir perspektifi varmış meleğim, sanırım hepsini sırayla göreceğim.
Seni çok seviyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder