Bir depresyona mı gebeyim yoksa yalnızca anılar konusundaki takıntılı halimin bir sonucu mu bilmiyorum ama kaza gününden bu güne hiç yıkanmadım. Kaza günü kızımı taşıdığım, onla temas etmiş kollarımın kızımdan arınacağı düşüncesi bana hüzün ve korku veriyor. Onu öpmüş dudaklarımı ve olay günü burnuna sürekli sürdüğüm burnumu mezarını ziyarete gittiğim gün karşısında düzgün olabilmek adına temizlemiş olmaksa, çaresiz bir pişmanlıktan başka bir işe yaramıyor. Tırnaklarım iyiden iyiye uzadı ama onu son seven halimi zedelemek ve tırnaklarımı kesmek istemiyorum. Ailem kaybımızı takip eden 2. günde eşyalarını kaldırmak konusunu açtı ancak buna kesinlikle hazır hissetmiyorum. Bu işi kokusunun odamızı terk etmesine erteledim, ve ne yazık ki o da odayı gün be gün terk ediyor.
Yarım bıraktığı maması hala tabağında. Yeri değişen tek şey, o gün mutfakta olan ve kızımla paylaştığım sütün ardından tertemiz bıraktığı kırmızı kase. O da diğer kapların yanına geldi. Bir de kumunda kalmış kakaları temizledim, o bile zor geldi. Meleğimin kokusu evi gün be gün terk ediyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum.
Ona dair tek yapabildiğim evin muhtelif yerlerinde bıraktığı kırçıllı tüylerini özenle toplayıp bir kutunun içinde biriktirmek.
Benim minik prensesimin naif tüyleri. Onu kaybettiğimiz ilk gün, şu şehir efsanesinin gerçek olmasını dilemiştim. O sırada vücudumda büyüyen bir kistin olmasını ve hiç değilse kızımdan geriye, bende bir şeyler kalmasını. Yine de, umuyorum ve sanıyorum ki, midemin kaydadeğer bir yerinde, en azından boncuklu toplu iğne başı kadar, tüy topağı biriktirmişimdir.
Buralardan gitmek, gözümü her çevirdiğim yerde canlanan anılarını da terk etmek, daha kötüsü döndüğümde bu anıları da bulamayacağımı hayal etmek beni ürkütüyor güzel kızım. Döndüğümde senin koltuğunun başka bir yöne bakıyor olması, üzerinde gezdiğin dolabın yerinde olmaması, hatıralarınla ve tırnak izlerinle taçlandırdığın örtülerin artık orda olmaması. Benim için kederlerin en derin yerinde, yeni bir oyuk açılması gibi.
Sen dünyanın en mülayim kedisiydin meleğim. Evimizin hiçbir yerini çizmedin, mutfak tezgahına çıkmaya bir kere bile yeltenmedin. Mutfak masasına birkaç kez çıktın ama, sana yasaklı yerleri hep bildin ve hiç diretmedin. Kaçışın için hiçbir yol olmadıkça çizmedin hiç, birine zarar vermektense hep kaçmayı tercih ettin. Tatlı yiyeceklerden hiç hazzetmedin ama yemek isteseydin de paylaşmaktan şeref duyardım bebeğim, ev yemeklerine de et dışında pek tenezzül etmedin. Hiçbirimizi çizmedin, üzmedin, kusacağın vakitleri haber verdin, tuvaletinin dışına bir kez bile işemedin. Misafir geldiğinde odana çekilip uyudun, sen bir insanın karşılaşabileceği en ideal kediydin. O yüzden meleğim, geçen gün arkadaşım hayatıma dönmemin gerekliliğinden ve senin beni öyle görmek isteyeceğinden bahsettiğinde verdiğim cevap gibi; senin bana yukarıda saydıklarımın her birini muhafaza etmesem de gücenmeyeceğini bilmeme rağmen, tüm bunları terk etmek benim içime sinmiyor.
Gittiğinden beri sevdiğin şeyleri yemekten imtina ettim. Zaten bir şey yemek de içimden gelmedi, genelde domates ve ekmek yiyorum. Doyuyorum. Biraz bitkinim, erken saatlerde uyuyorum. Rüyalarıma seni bekliyorum ama gelmiyorsun. Rica ediyorum meleğim, arada bir de olsa, uğra.
Yarım bıraktığı maması hala tabağında. Yeri değişen tek şey, o gün mutfakta olan ve kızımla paylaştığım sütün ardından tertemiz bıraktığı kırmızı kase. O da diğer kapların yanına geldi. Bir de kumunda kalmış kakaları temizledim, o bile zor geldi. Meleğimin kokusu evi gün be gün terk ediyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum.
Ona dair tek yapabildiğim evin muhtelif yerlerinde bıraktığı kırçıllı tüylerini özenle toplayıp bir kutunun içinde biriktirmek.
Benim minik prensesimin naif tüyleri. Onu kaybettiğimiz ilk gün, şu şehir efsanesinin gerçek olmasını dilemiştim. O sırada vücudumda büyüyen bir kistin olmasını ve hiç değilse kızımdan geriye, bende bir şeyler kalmasını. Yine de, umuyorum ve sanıyorum ki, midemin kaydadeğer bir yerinde, en azından boncuklu toplu iğne başı kadar, tüy topağı biriktirmişimdir.
Buralardan gitmek, gözümü her çevirdiğim yerde canlanan anılarını da terk etmek, daha kötüsü döndüğümde bu anıları da bulamayacağımı hayal etmek beni ürkütüyor güzel kızım. Döndüğümde senin koltuğunun başka bir yöne bakıyor olması, üzerinde gezdiğin dolabın yerinde olmaması, hatıralarınla ve tırnak izlerinle taçlandırdığın örtülerin artık orda olmaması. Benim için kederlerin en derin yerinde, yeni bir oyuk açılması gibi.
Sen dünyanın en mülayim kedisiydin meleğim. Evimizin hiçbir yerini çizmedin, mutfak tezgahına çıkmaya bir kere bile yeltenmedin. Mutfak masasına birkaç kez çıktın ama, sana yasaklı yerleri hep bildin ve hiç diretmedin. Kaçışın için hiçbir yol olmadıkça çizmedin hiç, birine zarar vermektense hep kaçmayı tercih ettin. Tatlı yiyeceklerden hiç hazzetmedin ama yemek isteseydin de paylaşmaktan şeref duyardım bebeğim, ev yemeklerine de et dışında pek tenezzül etmedin. Hiçbirimizi çizmedin, üzmedin, kusacağın vakitleri haber verdin, tuvaletinin dışına bir kez bile işemedin. Misafir geldiğinde odana çekilip uyudun, sen bir insanın karşılaşabileceği en ideal kediydin. O yüzden meleğim, geçen gün arkadaşım hayatıma dönmemin gerekliliğinden ve senin beni öyle görmek isteyeceğinden bahsettiğinde verdiğim cevap gibi; senin bana yukarıda saydıklarımın her birini muhafaza etmesem de gücenmeyeceğini bilmeme rağmen, tüm bunları terk etmek benim içime sinmiyor.
Gittiğinden beri sevdiğin şeyleri yemekten imtina ettim. Zaten bir şey yemek de içimden gelmedi, genelde domates ve ekmek yiyorum. Doyuyorum. Biraz bitkinim, erken saatlerde uyuyorum. Rüyalarıma seni bekliyorum ama gelmiyorsun. Rica ediyorum meleğim, arada bir de olsa, uğra.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder