Gördüğüm en garip sevgi şekli, sevdiğin kişinin üzüntüsünü zorbalıkla sonlandırmak veya saf dışı etmek. Ailemin göz yaşlarıma sinirlenmesinin ardından erkek arkadaşım da bugün Instagramında kızımın naif fotoğrafını görüp içimin yandığını söylediğimde, "Silerim böyle yaparsan o fotoğrafı" dedi. Yanlış anlama bebeğim, bunun onun sana verdiği değerle hiçbir ilgisi yok. Bu tehdidin ardından hemen hüznümü içime geri çekip, böyle yaparsa çok üzüleceğimi söyledim.
Geçtiğimiz günlerde internette ölümle baş etme yöntemleri üzerine bir yazı okudum, burada sosyal çevre ile üzüntünün paylaşılması gerektiği, kayıp yaşanmamış gibi davranılmasının süreci uzatacağından bahsediliyordu. Bunlara karşılık çevremin takındığı bu tavır bende susup acımı kendi içimde yaşamamın en anlamlı ve en dingin yas dönemi olacağı fikrini doğuruyor. Sanırım böyle yapacağım, bir kedi gibi acımı dışa vurmayacağım ve -tabii ki manen- gözden uzak bir yerde ölmeye gayret edeceğim :)
Dün kızımın yanına yeniden gittim. Bu kızımla vedalaşmamızdan sonraki 2. ziyaretimizdi, hava bu kez oldukça güneşliydi. Bu kez meleğimle bağ kurabildim ve bol bol konuştum, avcumu öpüp toprağa yapıştırarak kızıma ulaştırdım. Bize yine bir kedi eşlik etti, kızımın aksine tüyleri kısa olan bir tekirdi. Onu dolu dolu sevmek istedim, hiçbir yerini kavramadım ama elimi üzerinde rastgele gezdirirken sanırım göbeğine değdim, hoşlanmadığını elimde bıraktığı diş ve çizik izleriyle gayet açıkça belli etti. Kızımın kibar ve şefkatli tehditlerini özledim.
Bu hafta çok ağladım meleğim, acım sandığımın aksine günden güne solmuyor. Değişmeyen tek şey sabahların ağırlığı. Senin için bol bol dua ediyor ve tanrıdan seni en güzel yerlerde ağırlamasını her gün rica ediyorum. Beni affetmeni isteyip istemediğimden emin değilim, sana verdiğim her üzüntünün kefaretini ödemeyi istiyorum. Anılarımızı not etmeye devam ediyorum meleğim, bazen bir nota tutunup bütün gün kendimi iyi kılmaya çalışıyorum. Yalnız kaldığımda sana sesleniyor, sesleniyor, sesleniyorum. Yalvarıyorum bazen. Galiba seni hala bekliyorum. Bu ölümü doğal karşılayamıyorum. Bunu hak etmek için sebepler arıyorum.
Seni çok özlüyor ve seviyorum meleğim. Sen bana hayatın sunduğu en büyük lütuf olarak kalacaksın.
Geçtiğimiz günlerde internette ölümle baş etme yöntemleri üzerine bir yazı okudum, burada sosyal çevre ile üzüntünün paylaşılması gerektiği, kayıp yaşanmamış gibi davranılmasının süreci uzatacağından bahsediliyordu. Bunlara karşılık çevremin takındığı bu tavır bende susup acımı kendi içimde yaşamamın en anlamlı ve en dingin yas dönemi olacağı fikrini doğuruyor. Sanırım böyle yapacağım, bir kedi gibi acımı dışa vurmayacağım ve -tabii ki manen- gözden uzak bir yerde ölmeye gayret edeceğim :)
Dün kızımın yanına yeniden gittim. Bu kızımla vedalaşmamızdan sonraki 2. ziyaretimizdi, hava bu kez oldukça güneşliydi. Bu kez meleğimle bağ kurabildim ve bol bol konuştum, avcumu öpüp toprağa yapıştırarak kızıma ulaştırdım. Bize yine bir kedi eşlik etti, kızımın aksine tüyleri kısa olan bir tekirdi. Onu dolu dolu sevmek istedim, hiçbir yerini kavramadım ama elimi üzerinde rastgele gezdirirken sanırım göbeğine değdim, hoşlanmadığını elimde bıraktığı diş ve çizik izleriyle gayet açıkça belli etti. Kızımın kibar ve şefkatli tehditlerini özledim.
Bu hafta çok ağladım meleğim, acım sandığımın aksine günden güne solmuyor. Değişmeyen tek şey sabahların ağırlığı. Senin için bol bol dua ediyor ve tanrıdan seni en güzel yerlerde ağırlamasını her gün rica ediyorum. Beni affetmeni isteyip istemediğimden emin değilim, sana verdiğim her üzüntünün kefaretini ödemeyi istiyorum. Anılarımızı not etmeye devam ediyorum meleğim, bazen bir nota tutunup bütün gün kendimi iyi kılmaya çalışıyorum. Yalnız kaldığımda sana sesleniyor, sesleniyor, sesleniyorum. Yalvarıyorum bazen. Galiba seni hala bekliyorum. Bu ölümü doğal karşılayamıyorum. Bunu hak etmek için sebepler arıyorum.
Seni çok özlüyor ve seviyorum meleğim. Sen bana hayatın sunduğu en büyük lütuf olarak kalacaksın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder