29 Mart 2017 Çarşamba

236. gün

Bazen düşünürüm, Fıstıkım benim yanıma gideceği günü bilerek mi geldi? Gideceği gün üzerimde ikiye katlanıp uyuyuşu, benim bilmediğim ama onun bildiği bir sebepten miydi? Ercanlarda kaldığı süre boyunca, hayata benimle veda edemeyeceğinden korkup bana kavuştuğunda yazgısını-yazgımızı yerine getirebileceği için mi huzur duydu? Gidişini başlatan olay, bir karar mıydı ve bir zamanlamayı tutturmak için miydi? Dudağımı ısırışı, beni haberdar etmek değilse neydi?

Bunları sorarken gözlerimden yine yaşlar boşalıyor. Artık Akkuş'tayım ve bu eve Fıstık'la gelmeyi bu hayatı Fıstık'la yaşamayı hayal etmiş olmak, acaba o bu evde nasıl davranırdı koltuğun neresini sahiplenirdi şimdi burada olsa yanıma gelip sokulur muydu, burada mutlu olur muydu soruları, kafamı sürekli meşgul ediyor. Dün S. Hanım bana facebook profilimde gördüğü için kedimin şu an nerede olduğunu sordu, cevap vermemle birlikte gözlerimden yine süzülen yaşlar....

Facebookumu yeniden açtım. Fotoğrafımızı, seni görünce, yine tüm kalbimle seni yeniden özledim, çok özledim. Sana hak ettiğin hayatı sunamadığım için çok üzgünüm, özür dilerim bebeğim.

Gözlerim ne kadar seni bu evde arasa da, buranın yaşam koşulları ve burayı algılayış şeklime de bağlı olarak, sanki Samsun'da yaşadığım hayattan çok uzaktayım, senle geçirdiğim günler de bambaşka bir hayata ait. Bana cennetten sunulmuş bir kesit, Allah'tan bir jest, geride bıraktığım bambaşka bir hayatmış sanki.

Sen hep benim en kıymetlim olacaksın. Bir gün sana yeniden kavuşmayı tüm kalbimle diliyorum. Beni o hoşsohbet dillerinle karşılar mısın? Seni çok seviyorum, benim sonsuz kalpli miniğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder