17 Ekim 2016 Pazartesi

72. gün

Merhaba benim canımın canı... Merhaba güzeller güzelim... Merhaba tatlı dillim... Seni yine çok özledim.
Geçtiğimiz 1 haftada neredeyse ağlamadım. Acım bitmiş, sen de ardımda kalmış değildin. İçimde kocaman bir boşluk, sanki bir karadelik tüm hislerimi soğurmuş... O korktuğun elektrikli süpürgeler, kalbimin zihnimin bir köşesine tutunuvermiş ve vvhuuuup ne var ne yok çekmiş. Kocaman bi hiçlik. Ne iyi, ne kötü şeyler hissedemediğim bir hafta.
Tüm bu hissizlikse yanına gelene kadarmış. Bugün yanına geldiğimde hiç beklemediğim bir duygu yüküyle bolca ağladım. Bir haftada kaybettiğimiz bağın orada tekrar kurulduğuna ve eve benimle döndüğüne inandım. Bu belki de Berkayın haftasonu burada olmamasından ve yine birlikte olduğumuz yerlerde yatabilmemden ileri gelmiştir (hala odamda yatamıyorum) Berkaya her şey için ayrı ama anı alanlarımızı istila ettiği için ayrı bir antipati duyuyorum...
Bugün yanına geldikten hemen sonra, peşimizden iki bey daha geldi. Benden tahminen beş yaş büyük iki bey. Meğer yanında yeni beliren toprak tümseğinde yatan bebeğin adı Maya'ymış. Komşun... Ayın 8'inde kaybedilmiş. Henüz çok yeni... Bey efendi kaybediş şeklini anlattıkça, benim de o anılarım diriliverdi.
Maya kısırlaştırılmış bir kedi olmasına rağmen ve evin camlarında sineklik olmasına rağmen, düzenekle birlikte onuncu kattan aşağı düşmüş. Olay gece saati olmuş ve bey efendi onu en sarsan şeylerden birinin kedisinin kollarında can vermesi olduğunu söyledi. Bir de bana sorsun... Evde 2 kedisi varmış ama Maya onun için bambaşkaymış. Böyle bir hikayeyi dinleyince de insan yazgıyı yeniden sorguluyor meleğim. Maya kediyle iyi anlaş ve onun ortama alışmasına yardımcı ol, olur mu? Kendini topluluk içinde savunmaya dikkat etmeye yine devam ediyorsun... Unutmazsam bir ara, sana bir parmak kızdan bahsedeceğim.
Lütfen benimle kal benim küçük prensesim. Seni çok seviyorum, benim yaşama sevincim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder