Benim meleğim, benim bal kızım, benim güzel gözlüm... Nasılsın? Mutlu musun, her şey tam da istediğin gibi mi, en güzel yerlerde ağırlıyor mu seni tanrım? Bütün dualarımda bunu diliyorum cennet kokulum.
10 gün yazmadım diye seni unuttum sanma sakın. Her gün aklımdasın, gözümde canlanan hayallerde, göz pınarlarımda, yanaklarımda ve nihayet ellerimde. Seni düşünmediğim çok az vakti var günün, hala her gün senin için göz yaşı döküyorum sektirmeden. Sen hiçbir yere gitmedin, ben seninle konuşmayı da kesmedim, kalemi elime alamadım sadece.
O gün anneannemlere doğru yola çıkmışken senin yanına da geldik. Şehir ötesine Özge ile gittiğimizden seni ziyaretimize o da ortak olmuş oldu. Rüzgarın esiş yönünden midir bilemiyorum, o ziyaretimizde mezarlığa gelen pek de hoş olmayan bir koku vardı, o yüzden annemler rahatsız olup uzakta durdular, bu benim işime geldi. Yine seninle içimden geldiği gibi konuştum, yine bol bol gözyaşı döktüm ve rahatladım, yine öpücüğümü iliştirdim. Her seferinde "gelecek sefer unutmayayım" diyip her gelecek seferde de mutlaka unuttuğum peçeteyi, beni çağırdıklarında Özge verdi. Siyah, kalın bi peçete. O gün yola devam edeceğimizden, ziyaretin kısa olmasını istiyorlardı ve seninle zaten haftada bir olan ziyaretlerimin böylesine kısıtlamalar altına girmesi, beni daha istekli ve daha duygusal yaptı. Nihayetinde yine bana yetmeyen fakat onların talebinden uzun süren bir ziyaretle, seninle özlem azalttım -ama gideremedim- Pek kedi de sevemedik, ayrılıp yola devam ettik.
Mezarlıktan ayrılıp şehirler arası yolu bulacağımız sıra hava biraz daha ısındı. Yolu bulmak biraz zorlu oldu, dereleri tepeleri aşarken de bir köy gördük, adı Bilmece. Bu bizi biraz eğlendirdi, işte yolumuzu oraya düşüren de sen, bir yolculukta yüzümüzü güldüren de...
Yılın ilk mandalinasını yedim, yol boyunca da kabuklarını kokladım, araba tutmadı sayesinde. Derken dedemlerin evine vardık. Arife günü, bayramın 1 ve 2. günleri boyunca orada kaldık, 3. günün sabahında hep birlikte döndük. Kalabalık içinde acımı yaşamaya fırsatım olmuyor, ama bunun acıyı silikleştirdiğini asla söyleyemem. Yalnız kaldığım anlarda yine sana sesleniyor, yatağıma yattığımda yine gözyaşı döküyorum. Bastırdığım üzüntümü, uygun ortam oluştuğunda olağanca şiddetiyle tekrar karşımda buluyorum. Oradaki 2. gecemde (13 Eylül) rüyama geldin ilk kez, bir mutlu uyandım ki sorma. Ama öylece durdun; ne yaklaştın, ne de ben yaklaşıp seni sevebildim. Bir aynada seni ve kendimi gördüm, ama bir tabloda gibi, hiç hareket etmedik. Bu kadar geldiğin için bile minnetarım benim güzel meleğim. Harika bir bayram hediyesiydi...
Bayramın 3. günü, döndüğümüzde çok garip bir şey oldu. Ercan ile buluşmaya gidiyordum ve günlerdir gideremediğim özlem dolayısıyla çok duygusaldım. Adını seslenerek tramvay yoluna doğru iniyordum ve sanki bir yerlerden çıkacakmışsın gibi hissediyordum, karanlıkta bana bakan bir çift göz arıyordum resmen. Seslenirken sesim çatallanmaya, titremeye başladı ve nihayetinde seninle karşılaştığım yere de yaklaştığımda, ağlamaya başladım. Gözlerim seninle karşılaştığım yerdeki demirde, ağlarken birden bir çift göz gördüm, tam da karşılaştığımız zamanki büyüklüğünde, bir tekir yavrunun gözleri. Senle karşılaştığımızdan beri -sen gitmeden önce de- her geçişimde gözlerimle o bahçeyi tarıyordum ama hiç kedi olmuyordu. Bu karşılaşma bana büyük bir sürpriz oldu. Gülümseyip teşekkür ederek yoluma devam edip, daha çok ağladım...
Döndükten sonra perşembe günü Ercan abinle bir kez, pazar günü de dayımla bir kez yanına geldik. Ercan'la ziyaretimiz biraz acele oldu. Ulaşımımız taksi ileydi ve çok uzatamadık. Ziyaretimizde ilk kez mezarlıkta biriyle karşılaştık, Efe köpeğin insanıymış. Efe ile görüşmesi bitip ayrılırken, bize de baş sağlığı diledi amca. Teşekkür ettik, kedisinin mi köpeğinin mi olduğunu sormak istediğimde köpeğim değil evladımdı diye söze girdi. 8 yaşındaydı, 8 yılda 8 dakika ayırmamışımdır yanımdan dedi. Trafik kazası ile kaybetmiş. O kadar yakınımı kaybettim, annemi, babamı, eşimi dostumu, hiçbiri beni bunun kadar etkilemedi dedi. Her hafta gelip ziyaret ediyormuş. Barınağın içinde araba kullanımı mümkün değil, mezarlığa çıkan yokuşu yürüyerek çıkmak gerekiyor. Bunu bazen gözü kesmeyip, arabasıyla tel örgünün ötesine gelip, oradan duasını edip gidiyormuş. Aslında bey efendiyle karşılaşmamız Ercan'ın beni anlaması ve üzüntümü abartmadığımı görmesi açısından iyi oldu. Anne-babamlayken karşılaşmış olsak, muhtemelen "bir başka takıntılı daha" der, geçerlerdi. Ziyaretimiz sırasında görevli, bir haftaya kadar mezar taşlarının da geleceğini söyledi, heyecanlandım. Aslında mezar taşının monte edileceği girinti, şimdilik suluk gibiydi kuşlar için. Ben kızımın mezarına başka suluklar yaparım. Çiçekler ekerim. Pazar günkü dayımla ziyaretimizde bir duygu yoğunluğu yaşayamadım, seninle irtibat kurmuş gibi hissedemedim kendimi meleğim, aralığın kısalığından mı, yoksa sen mi bana eşlik etmek istemedin bilemiyorum. Ama o ziyareti gerçekleştirmem şarttı çünkü bir sonraki pazar günü sınav için Ankara'ya geçeceğimden yanına gelemeyecektim. Sana bunu haber verip, beni mazur görmeni istedim ve af diledim. Anlayışla karşıladığına eminim, normal şartlar altında seni asla yalnız bırakmayacağımı biliyorsun. Dayımla vaktimiz boldu, kedilerle bol vakit geçirdik. Beni ısıran kedi o sefer de bize eşlik etti, ipek gibi tüyleri, bana seni öyle anımsatıyor ki. Yine bol bol okşadım sevdim, istediği kadar ısırsın, oradan bir kedi edinecek olsam onu edinirdim. Ben de böyle biriyim işte... Ziyaretimizin ardından yol üzerindeki çay bahçesinde durup doğayla iç içe çayımızı da içtik ve döndük.
İşte böyleydi günlerim Fıstığım... Bazen yanımda olduğuna emin oluyorum ki sana müteşekkir oluyorum, bazen yokluğunu en net haliyle görüp kahroluyorum, ama her günümde olduğunu mutlaka bil bal bebeğim. Seni çok seviyorum.
10 gün yazmadım diye seni unuttum sanma sakın. Her gün aklımdasın, gözümde canlanan hayallerde, göz pınarlarımda, yanaklarımda ve nihayet ellerimde. Seni düşünmediğim çok az vakti var günün, hala her gün senin için göz yaşı döküyorum sektirmeden. Sen hiçbir yere gitmedin, ben seninle konuşmayı da kesmedim, kalemi elime alamadım sadece.
O gün anneannemlere doğru yola çıkmışken senin yanına da geldik. Şehir ötesine Özge ile gittiğimizden seni ziyaretimize o da ortak olmuş oldu. Rüzgarın esiş yönünden midir bilemiyorum, o ziyaretimizde mezarlığa gelen pek de hoş olmayan bir koku vardı, o yüzden annemler rahatsız olup uzakta durdular, bu benim işime geldi. Yine seninle içimden geldiği gibi konuştum, yine bol bol gözyaşı döktüm ve rahatladım, yine öpücüğümü iliştirdim. Her seferinde "gelecek sefer unutmayayım" diyip her gelecek seferde de mutlaka unuttuğum peçeteyi, beni çağırdıklarında Özge verdi. Siyah, kalın bi peçete. O gün yola devam edeceğimizden, ziyaretin kısa olmasını istiyorlardı ve seninle zaten haftada bir olan ziyaretlerimin böylesine kısıtlamalar altına girmesi, beni daha istekli ve daha duygusal yaptı. Nihayetinde yine bana yetmeyen fakat onların talebinden uzun süren bir ziyaretle, seninle özlem azalttım -ama gideremedim- Pek kedi de sevemedik, ayrılıp yola devam ettik.
Mezarlıktan ayrılıp şehirler arası yolu bulacağımız sıra hava biraz daha ısındı. Yolu bulmak biraz zorlu oldu, dereleri tepeleri aşarken de bir köy gördük, adı Bilmece. Bu bizi biraz eğlendirdi, işte yolumuzu oraya düşüren de sen, bir yolculukta yüzümüzü güldüren de...
Yılın ilk mandalinasını yedim, yol boyunca da kabuklarını kokladım, araba tutmadı sayesinde. Derken dedemlerin evine vardık. Arife günü, bayramın 1 ve 2. günleri boyunca orada kaldık, 3. günün sabahında hep birlikte döndük. Kalabalık içinde acımı yaşamaya fırsatım olmuyor, ama bunun acıyı silikleştirdiğini asla söyleyemem. Yalnız kaldığım anlarda yine sana sesleniyor, yatağıma yattığımda yine gözyaşı döküyorum. Bastırdığım üzüntümü, uygun ortam oluştuğunda olağanca şiddetiyle tekrar karşımda buluyorum. Oradaki 2. gecemde (13 Eylül) rüyama geldin ilk kez, bir mutlu uyandım ki sorma. Ama öylece durdun; ne yaklaştın, ne de ben yaklaşıp seni sevebildim. Bir aynada seni ve kendimi gördüm, ama bir tabloda gibi, hiç hareket etmedik. Bu kadar geldiğin için bile minnetarım benim güzel meleğim. Harika bir bayram hediyesiydi...
Bayramın 3. günü, döndüğümüzde çok garip bir şey oldu. Ercan ile buluşmaya gidiyordum ve günlerdir gideremediğim özlem dolayısıyla çok duygusaldım. Adını seslenerek tramvay yoluna doğru iniyordum ve sanki bir yerlerden çıkacakmışsın gibi hissediyordum, karanlıkta bana bakan bir çift göz arıyordum resmen. Seslenirken sesim çatallanmaya, titremeye başladı ve nihayetinde seninle karşılaştığım yere de yaklaştığımda, ağlamaya başladım. Gözlerim seninle karşılaştığım yerdeki demirde, ağlarken birden bir çift göz gördüm, tam da karşılaştığımız zamanki büyüklüğünde, bir tekir yavrunun gözleri. Senle karşılaştığımızdan beri -sen gitmeden önce de- her geçişimde gözlerimle o bahçeyi tarıyordum ama hiç kedi olmuyordu. Bu karşılaşma bana büyük bir sürpriz oldu. Gülümseyip teşekkür ederek yoluma devam edip, daha çok ağladım...
Döndükten sonra perşembe günü Ercan abinle bir kez, pazar günü de dayımla bir kez yanına geldik. Ercan'la ziyaretimiz biraz acele oldu. Ulaşımımız taksi ileydi ve çok uzatamadık. Ziyaretimizde ilk kez mezarlıkta biriyle karşılaştık, Efe köpeğin insanıymış. Efe ile görüşmesi bitip ayrılırken, bize de baş sağlığı diledi amca. Teşekkür ettik, kedisinin mi köpeğinin mi olduğunu sormak istediğimde köpeğim değil evladımdı diye söze girdi. 8 yaşındaydı, 8 yılda 8 dakika ayırmamışımdır yanımdan dedi. Trafik kazası ile kaybetmiş. O kadar yakınımı kaybettim, annemi, babamı, eşimi dostumu, hiçbiri beni bunun kadar etkilemedi dedi. Her hafta gelip ziyaret ediyormuş. Barınağın içinde araba kullanımı mümkün değil, mezarlığa çıkan yokuşu yürüyerek çıkmak gerekiyor. Bunu bazen gözü kesmeyip, arabasıyla tel örgünün ötesine gelip, oradan duasını edip gidiyormuş. Aslında bey efendiyle karşılaşmamız Ercan'ın beni anlaması ve üzüntümü abartmadığımı görmesi açısından iyi oldu. Anne-babamlayken karşılaşmış olsak, muhtemelen "bir başka takıntılı daha" der, geçerlerdi. Ziyaretimiz sırasında görevli, bir haftaya kadar mezar taşlarının da geleceğini söyledi, heyecanlandım. Aslında mezar taşının monte edileceği girinti, şimdilik suluk gibiydi kuşlar için. Ben kızımın mezarına başka suluklar yaparım. Çiçekler ekerim. Pazar günkü dayımla ziyaretimizde bir duygu yoğunluğu yaşayamadım, seninle irtibat kurmuş gibi hissedemedim kendimi meleğim, aralığın kısalığından mı, yoksa sen mi bana eşlik etmek istemedin bilemiyorum. Ama o ziyareti gerçekleştirmem şarttı çünkü bir sonraki pazar günü sınav için Ankara'ya geçeceğimden yanına gelemeyecektim. Sana bunu haber verip, beni mazur görmeni istedim ve af diledim. Anlayışla karşıladığına eminim, normal şartlar altında seni asla yalnız bırakmayacağımı biliyorsun. Dayımla vaktimiz boldu, kedilerle bol vakit geçirdik. Beni ısıran kedi o sefer de bize eşlik etti, ipek gibi tüyleri, bana seni öyle anımsatıyor ki. Yine bol bol okşadım sevdim, istediği kadar ısırsın, oradan bir kedi edinecek olsam onu edinirdim. Ben de böyle biriyim işte... Ziyaretimizin ardından yol üzerindeki çay bahçesinde durup doğayla iç içe çayımızı da içtik ve döndük.
İşte böyleydi günlerim Fıstığım... Bazen yanımda olduğuna emin oluyorum ki sana müteşekkir oluyorum, bazen yokluğunu en net haliyle görüp kahroluyorum, ama her günümde olduğunu mutlaka bil bal bebeğim. Seni çok seviyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder